Akira Kurosawa: Düşler Üzerine

akira kurosawa dreams

Düşler filmi, Akira Kurosawa’nın 1990 yılında yapmış olduğu 8 ayrı rüyadan oluşmaktadır.Film, Akira Kurosawa’nın kendi yaşamında gördüğü çeşitli rüyalarından esinlenme olup  ‘Yağmurun Ardından Süzülen Güneş Işığı, Şeftali Bahçesi, Kar Fırtınası, Tünel, Kargalar, Kızıllıklar İçinde Fuji, Ağlayan İblis ve Su Değirmeni Köyü’ bölümlerinden oluşur. İşte Kurosawa ile Van Gogh’un buluşması burada olur. Yağmur sonrası gök kuşağının altından geçen çocuk, ansızın büyür ve kendisini kesilmiş şeftali ağaçlarının çiçeklerinin altında bulur. Sonra bir tipiye yakalanır, savaşın acı geçmişiyle dolu bir tünelden geçmek zorunda kalır ve sonunda ulaşır Van Gogh’a. (bahsini ettiğim yolculuk ilk dört bölümün hikayesidir.) Kurosawa, ‘Rüyalar’ filminin Kargalar bölümünde buluşur Van Gogh’la. Şimdi sizleri onların hikayesi ile baş başa bırakıyorum.

Bir resim öğrencisinin Van Gogh’un resim sergisinde gezerken kendisini onun bir resminin içinde bulmasıyla başlar. Kendisi de ressam olan Kurosawa, bu rüyada doğa ile sanata, sanat ile de doğaya övgü yapmaktadır. Filmin hemen her sahnesi Vincent van Gogh’un tablolarından oluşmaktadır. Rüyada resim öğrencisi Van Gogh’u aramaktadır ve sonunda onu bir bahçede resim yaparken bulur. Ressamın söylediği ilk şey ‘neden resim yapmıyorsun, manzara o kadar inanılmaz ki’ olur. ‘Sanki bir tablo gibi ama aslında öyle değil dikkatini verip bakarsan doğanın ne kadar harika olduğunu göreceksin’ diye devam ederek yine doğaya karşı olan hayranlığını dile getirir. Bir konuşmasında ise insanın doğa karşısında kendi içinden geleni tutmasının ne kadar zor olduğunu söyler, öğrenci o zaman ne yapıyorsun diye sorduğunda ise ‘çalışıyorum bir lokomotif gibi çalışarak kendi beynimi dolduruyorum’ der ard arda gösterilen ressamın ve lokomotifin görüntüleri ile ressamın beyni ile çalışan bir lokomotif arasında gösterge bilimsel açıdan bir eğretileme yapılmıştır.

akira kurosawa düşler 2

Japon kültüründe bir bireyin sanatsal bir aktivitesinin olması beklenir. Bu beklenti çocuk yaştan itibaren yerleştirilir bireye. Okullarda sanatsal kulüplerin varlığı ve katılımlara önem verilmesi bunun önemli bir yansımasıdır. Bu açıdan sanat ile buluşma çocuk yaşta başlar Japonya’da. Herhangi bir sanatla uğraşmayan kişi bilgisiz kabul edilir. Filmde de doğaya yapılan övgü bir felsefesinin uzantısıdır aslında. Şinto ve Tao felsefelerine göre doğa her şeyin akışını sağlar ve insan bu akışın içinde bir parçadır. Bu nedenle doğanın parçası olan insan, tao ve şinto etkileşimli eserlerde küçük olarak resmedilir. Çin Beşinci Kuşak Sineması’nda insan kadrajda küçük yer kaplar, hakimiyet doğadadır. Aynı düzenin benzeri de Kurosawa’nın kadrajına yansır farklı şekilde. Doğanın renkleri, yansıması ve sesi insanın önüne geçer. İmgeler insanın etrafında dönüp dolaşsa da doğayı işaret eder. Rüyalardan oluşan ‘Yume’ böyle bir düşüncenin altyapısından beslenir.  Öyle ki filmde,   Van Gogh’un, kulağımı doğu çizemedim kesip attım’ sözüyle de doğanın taklit edilemeyeceği doğanın daha üstün olduğunu da vurgulamıştır.

Rüyanın devamında Van Gogh’u kaybeden öğrenci onu aramaya başlar. Geçtiği her yer bir gerçek bir Van Gogh tablosudur ve bize inanılmaz bir görsel şölen yaşatır. Resim öğrencisi, Van Gogh’u buğday tarlasının tepesine uzanan patikanın ucunda yürürken görürken tam ona doğa koşmak isterken kargalar havalanır ve yavaşça Van Gogh kaybolur. Tıpkı ‘Buğday Tarlası ve Kargalar’ tablosundaki gibi. Öğrencinin Van Gogh’un bütün tablolarından yürümesini onu aramasını göz önüne alarak sanatsal bir taklidin söz konusu olduğunu görürüz. Öğrenci olan ressam, aslında Van Gogh’u taklit etmektedir. En son Van Gogh’u görüdüğü tabloda ise ölümü simgeleyen kargalar, Van Gogh’un intihar etmeden önce yaptığı son tablolardan biridir. Ve intihar notu olarak yorumlanır. Kurosawa, sanatta taklit etmenin intihar etmek olduğunu ve sanatı öldürdüğünü anlatmaya çalışır. Ayrıca taklit meselesi üzerinden, resmedilmiş bir doğa manzarasının bir ormandan daha üstün olamayacağını, herhangi bir doğa resmi ile gerçek doğayı bir tutamayacağımızı, doğayı da taklit edemeyeceğimizi anlatır. Taklit sanata ilişkin olan herşeyin ve gerçekliğin ölüm bekçisidir.



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.


Translate »