Ailenizin Animecisi: Su Tunç’un Dünyası

1- Selam Su, öncelikle kısaca seni tanıyalım biraz. Her ne kadar sıkı anime takipçileri arasında kayda değer bir etkin olsa da, yine de seni tanımayan okuyucularımıza kısaca seni tanıtmak isteriz.

Meraba, ben Su Tunç. Anime / manga eleştirmeniyim. Eleştirilerimi alt yıldır tutmakta olduğum blogumda yayımlıyorum. Tabii blogumda yalnızca anime ve manga yok;  film, dizi, müzik yazıları, Asya kültürü ve kendi denemelerim de dahil birçok farklı konuda içeriğe ulaşmak mümkün. Ayrıca gazetecilik yapıyorum ve birkaç ay içinde ilk romanımı elime alacağım.

2- Peki anime ile nasıl tanıştın? Daha da önemlisi, birçok izleyici gibi sadece izlemekle yetinmeyip yazmaya nasıl karar verdin? Yazar ve gazeteci kimliğin olduğunu biliyorum ama anime yorumlamak, tanıtmak sen de biliyorsun ki ayrı bir kulvar. Neler söyleyebilirsin bu konu hakkında?

Anime ile herhalde benim yaş grubumun geneli gibi Şeker Kız Kendi ve Ay Savaşısı ile tanıştım. Tabii o sıralarda izlediğim şeyin “anime” olduğunun farkında değildim. Birçoğumuzun Pokemon, Digimon veya Beyblade’den sonra son verdiği anime macerası bende bir tutkuya dönüştü.

Yazmak konusunda ise tamamen tesadüf diyebilirim. Bir süredir blog tutuyor, aynı zamanda anime de izliyor olmama rağmen blogumda bahsetmek aklıma çok sonra geldi. Bunun nedeni de sanırım önümde fazla olmayışıydı. “Ya bu kadar anime izliyorum, önereyim bir iki tanesini bari” dedim bir gün ve gerisi geldi zaten (:

3- Sadece anime değil, manga yazılarında var blogunda. Manga tanıtmak-yorumlamak ile anime tanıtmak-yorumlamak arasında bir fark var mı peki? Sen hangisini yazmaktan daha çok hoşlanıyorsun?

Ben mangaya azami önem veriyorum. Herhalde okuduğum manga sayısı  izlediğim anime sayısını ikiye, belki de üçe katlar. O nedenle blogumda da sürekli -özellikle uyalama animeler için- manga

okumanın konuyu ve karakterleri anlamak açısından daha yararlı olduğunu vurguluyorum.

Manga yorumlamak ile anime yorumlamak arasında çok büyük farklar var. Manganın arkasında genellikle tek bir beyin (mangaka) bulunduğundan analizi de bir ekip işi olan animeden farklı oluyor tabii. Haftalık olarak tefrika edilen mangalardaki çizimlerden mangakanın ruh halini bile anlamak mümkün oluyor. Ne kadarı mangakanın kendi fikri, ne kadarı editörün taramasından geçmiş hepsi dikkat ve analiz gerektiren şeyler. Animede renklendirmelere, karakter dizaynlarına bakarken mangada mangakanın psikolojik dünyasına da yolculuk etmiş oluyorsunuz

4- Tokyo Ghoul mangayı sıkı takip ettiğini ve blogunda da güncel olarak incelemelerde bulunduğunu biliyorum. En sevdiğin manga olarak Tokyo Ghoul diyebilir miyiz peki? Evet ise neden? Farkı ne?

Tokyo Ghoul, evet! Böyle bir soru bekliyordum açıkçası (: Google’da bile adımı soyadımı aratınca ardından Tokyo Ghoul çıkıyor hemen. Tokyo Ghoul’u sevmemin öyle çok özel bir nedeni yok. Her insan için bir film, bir roman, bir manga özelolur ve onun sebebini bilmez. Doğru yerde doğru zamanda o kurgu o insanı bulmuştur yalnızca. Tokyo Ghoul’da sanırım bende öyle oldu. Protagonisti çok iyi anladım, karakterleri ayrıca sevdim. Bu açıdan Tokyo Ghoul’un bende yeri çok büyük.

Sizi şaşırtacağım ancak Tokyo Ghoul en sevdiğim manga değil. En sevdiğim manga ne ben de pek bilmiyorum ancak başa dönüp dönüp tekrar okuduklarım sanırım Monster, Berserk ve Death Note.

5- Peki en sevdiğin animeyi sorsam? One Punch Man hayranlığını da biliyorum ama en sevdiğin anime sıfatını taşıyabiliyor mu bu seri?

Anime konusu daha da karışık. One Punch Man, Saitama tişörtüm nedeniyle ortaya atıldı. Çok sevdiğim biranimeancak kesinlikle “en” değil. Bu konuda oyumu sanırım Neon Genesis Evangelion ve Psycho-Pass’ten yana kullanacağım.

6- Bir çok manga okuyucusu kaynağı manga olan animeleri başarılı bulmuyor. Tamam, 20 dakikalık bir bölümden sayfalarca anlatılan bir konu derinliği bekleyemeyiz ama gerçekten mangası kadar iyi diyebileceğin işler yok mu? Sen de önyargılı mısın mesela manga kaynaklı animelere?

Mangaların animeye uyarlanması konusu tam bir kaos. Bu konuda asıl öne çıkan anime stüdyoları oluyor. Örneğin MadHouse stüdyosunun ürettiği uyarlamalar manga asıllarına taş çıkartacak seviyede. Bu animelerden bazıları; Monster, Kiseijuu sei no Kakuritsu, Death Note, One Punch Man. Ayrıca yine kurguda değişikliklere gitmekle birlikte oldukça başarılı bulduğum BONES ve A-1 Productions oldukça iyi işler çıkartıyor. Shingeki no Kyojin’in de uluslararası alanda bu denli büyük bir başarıya ulaşmasının başlıca sebelerinden biri, anime uyarlamasının gerçekten çok iyi olması.

7- Bir de live-action’larla ilgili fikrini öğrenmek istiyorum. Japonlar sevilen mangaları anime yaptıkları gibi sevilen animelerini de zaman geçirmeden live-action olarak çekiyorlar biliyorsun ki. Sence doğru bir yaklaşım mı bu?

Live action konusu anime ve manga severlerin en çok başını ağrıtan olaylardan biri. Japonlar tutan animelere vakit kaybetmeden bir uyarlama yapıştırıveriyorlar. Çoğu ana kurguyla alakasız, garip bir şey oluyor. Görsel efekt gerektiren filmler konusuna hiç girmiyorum çünkü çoğu tam bir fiyasko. Buna karşın, gündelik hayatla ilgili olan manga ve animelerin uyarlamalarında başarlılar.

8- Live-action demişken Ghost in the shell’i sormasam olmazdı. Hollywood da bu live-action furyasına katılıp Ghost in the Shell Stand Alone Complex’i uyarlıyor. İlk görüntüler gelmeye başladı bile! Ne düşünüyorsun bu yapım hakkında, bizleri tatmin eder mi sence?

Şu sırada Hollywood’da bir Japon rüzgarı esmekte. Netflix Death Note’un Amerikan uyarlamasını çekiyor. Cowboy Bebop uyarlaması için ise ilk adımlar atıldı bile. Gerçi buna Japon rüzgarı demek doğru değil. Ortada Japon kültürüyle ilgili bir uyarlama yok çünkü. Hollywood’un Japon bilim kurgu / fantastik animelerine olan ilgisi DC ve Marvel karakterleri arasında gidip gelen sektörde bir nefes alma aracı olarak kullanılıyor. Ghost in the Shell konusunda ise oldukça umutluyum ancak geç kaldıklarını düşünüyorum. İlk filmi 1994’te çıkan bir yapımı yirmi iki sene sonra hatırlamak biraz komik geliyor. Scarlett Johansson Motoko Kusanagi rolüne oldukça uygun. Sanırım görsel efektleri göz dolduran ancak oldukça “Amerikan” bir film izleyeceğiz.

9- Anime izleyicileri olarak kendi içimizde birçok konuda zıt kutuplarda olabiliyoruz. Kimimiz sadece eski animeleri izleyip yenileri izlemezken, kimimiz de sadece dönem animelerini takip ediyor mesela. Bazılarımız ise Naruto ve One Piece gibi uzun serilerin saçmalığından dem vuruyor. Senin böyle kriterlerin var mı?

One Piece, Naruto, Bleach gibi uzun soluklu manga / animelerde “filler” denilen ve kurguya herhangi bir katkısı olmayan bölümler oluyor. Bu açıdan baktığımda ben de birçok kişi gibi “sündüreceğinize, bitirin daha iyi” diyorum. Ancak bir yandan da okuyucu veya izleyici o hikayeyle duygusal bir bağ kurduğundan, istese de istemese de kopamıyor. Hele bir animeyle birlikte büyüdüyseniz, o animeyle alakalı ne olursa kabul ediyorsunuz. Ben kişisel olarak bu denli uzun soluklu animeleri pek tercih etmiyorum. Hatta Gintama dışında hiç sıkılmadan takip ettiğim uzun soluklu manga / anime yok diyebilirim. Tabii uzun soluk var, uzun soluk var; Hunter x Hunter ve Berserk gibi sürekli hiatusa giren mangalar da okuyucuyu hikayeden uzaklaştırıyor.

10- Son soruma geçmeden önce bizimle bu röportajı yaptığın için teşekkür etmek istiyorum Su. Umarım yazılarını daha sık görürüz dergimizde/sitemizde. Evet, son olarak şunu sormak istiyorum; sitemiz ve dergimiz ile ilgili ne söyleyebilirsin? İzleyici ve okuyucu olarak kısaca düşüncelerini öğrenebilir miyiz?

Sitenizi de derginizi de oldukça profesyonel buluyorum. Türkiye’de yaşayan ve Japon kültürüne ilgisi olan herkes mutlaka ilgisini çekecek içerikler buluyordur. Amerikan dizileri ve filmleriyle ilgili tonlarca -gereğinden de fazla- inceleme ve haber yapan site olmasına karşın Uzak Doğu çok geri planda kalıyor. Anca film festivallerinde gösterilen birkaç ünlü yönetmenin filminden tanıyabiliyoruz Japon sinemasını. Sinema dışında Japonya’da neler oluyor, hangi müzikler dinleniyor, hangi festivallere gidiliyor hepsini sitenizden öğrenmek mümkün. Bu tarz içerikleri yayımlayan siteler ve dergilerin artmasını temenni ediyorum.



bazen hayatımın kalanını sadece anime/dizi/film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.