Acının Gerçekçiliği I Barefoot Gen

barefoot-gen-6

Ateş böceklerinin mezarını izlemeyen kaldı mı? Peki, atom bombasının yarattığı mahşeri bilmeyen var mı? Sanırım hepimiz bir nebze de olsa kıyametin uçurumuna sürüklenen halkın yaşadığı büyük vahşeti duyduk, okuduk belki de izledik. Şimdi size atom bombasının etkilerini bir çocuğun gözünden anlatacağım.

Orijinal adı Hadashi no Gen olan 1983 yapımı anime, kendisi de Hiroşima’ya atılan atom bombasından kurtulmuş bir insan olan mangaka Keiji Nakazawa’nın bir mangasına dayanıyor. Keiji Nakazawa eserinde kendi yaşadıklarından yola çıkmış. Anime’den önce 1976, 1977 ve 1980 yıllarında üç live action film çekilmiş. Uyarlanan iki animenin tarihleri ise 1983 ve 1986. İlk animenin yönetmeni Mori Masaki. Bir devam filmi olan ikinci anime ise Toshio Hirata tarafından yönetilmiş. Ben bu yazıda daha çok ilk anime filminden bahsedeceğim.

Herkes sığınaklara girmiş, aç bir şekilde savaş uçaklarının geçmesini beklemektedir. Günlerdir doğru düzgün bir şey yememişlerdir ama ölüm korkusu, açlığın önüne geçmiştir. Gen Nakaoka, yedi yaşlarındadır. Kardeşi Shinji, ablası Eiko, babası Daikichi ve hamile annesi Kimie ile ikinci dünya savaşının etkilerinden dolayı yoksulluk içinde yaşam mücadelesi vermektedirler.

barefoot-gen-3

Sürekli savaş uçaklarının bombalama tehlikesi yüzünden sığınaklarda saklanırlar. Animemiz de bu sahne ile başlar. Uçakların geçmesi ile sığınaklara gizlenmiş insanlar dışarı çıkar. Gen ve erkek kardeşi tarlalara doğru koşarken babaları da peşlerinden gelir. Gen, buğdayları ne zaman yiyeceklerini sorar. “Buğdaylar yaşama senenin en soğuk zamanında başlıyor. Yağmur dövüyor, rüzgâr sallıyor, insanların ayakları altında eziliyor ama buğdaylar yine ayakta kalıyor.” Diyerek cevap verir babası Gen’e. Bu etkileyici sözlerle Gen’i buğdaylarınki gibi zorlu bir hayatın beklediğini anlarız. Yalın ayakları ile Gen, buğday tarlasına doğru koşar ve zıplar işte tam o anda animenin adı çıkar. Güzel bir sahne ile başlayan anime hiç de güzel bir finalle bitmeyecektir ama…

Erzak pulu ile insanlar yemek almaya çalışır. Erzak pulu bulmak, kazanmak da pek kolay değildir. Gen ve kardeşi aç bir şekilde eve giderler ve son tatlı patatesi yemek için boğuşurlar lakin ablaları hamile annelerinin aç olduğunu, tatlı patatesi onun yemesi gerektiği söyler ve tatlı patates kavgası bitmiş olur. Doğuma az bir süre kalmıştır lakin anne, yemek bulamadıkları için bırakın sağlıklı beslenmeyi, hiç beslenememektedir.

Baba Daikichi’yi rahatsız eden başka bir konu daha vardır. Düşman her yeri bombalamıştır ve Japonya harabeye dönmüştür. Lakin Hiroşima’ya bir saldırı düzenlenmemiştir. Uçaklar sadece bölgeden geçmekte ve saldırı yapmadan gitmektedirler. Bütün Japonya’da saldırılar düzenlenirken niçin Hiroşima göz ardı edilir bunu düşünür ve anlam veremez.

barefoot-gen-1

Açlıktan tırtıl yemeye başlayan Gen ve Shinji, buldukları tırtılları annelerine de yedirme derdindedirler. Ama ona zarar vereceklerinden korktukları için başka yollar aramaya başlarlar. Komşularının göletinden balık çalmak gibi. Lakin bu eylemleri başarılı olmaz. Yakalanırlar. Kıtlıktan dolayı yiyeceğini paylaşmak istemeyen komşu oldukça sinirlenir ve Gen’i dövmeye başlar, kardeşini suya iter. İşte tam o anda belki de anime tarihinin en etkileyici sahnelerinden birisi başlar. Gen adama yalvarır “beni istediğiniz kadar dövün ama balığı almamıza izin veririn”. Sudan çıkan kardeşi de Gen’e destek verir tabi. Adam şaşkına döner ve sakinleşip, balığı niçin bu kadar çok istediklerini sorar. Aslında bu soru manidardır. Büyük bir kıtlık ve açlık vardır, çocukların balığı istemesi kadar normal bir şey yoktur. Lakin yine de seyirci de merak eder “niçin”?

Gelen cevap yürek burkucu olur:  “Hamile annemiz hasta. Doktor iyi beslenemediğini söyledi. Onun karnını doyurmamız lazım” İkna olan komşuları balığı alıp hemen gitmelerini söyler. Balığı görüp şaşıran aile, çocukların hırsızlık yaptığını düşünerek kızar ama daha sonra çalmadıklarını söyleyen çocuklarına güvenirler. Balık pişer ve annenin önüne gelir. Ev halkı günlerdir yemek yememiştir ve annenin önünde bir balık durmaktadır. Balığı yemek zorundadır ki karnındaki çocuğu sağlıklı kalabilsin. Ama işte o anda olabilecek en kötü şey olur. Shinji annesinin kulağına eğilir ve  “anne, balığı yedikten sonra kemiklerini emmem için bana veriri misin?” diye sorar. Anne ile birlikte seyircinin de ağlamaması imkânsızdır. Bütün samimiyetimle söyleyebilirim ki anime tarihinde hiçbir sahne bu kadar duygulu ve içten olmamıştır.

barefoot-gen-5

Baba Daikichi savaş karşıtıdır. Zalim Japon hükümetinin, Japonya’nın ordusu olmadığı halde savaşa devam ettiğini ve halkı ölüme attığını söyler. Ama bunu dile getirmesi bile ölümcül bir tehlike taşır. Bir devlet savaşta ise savaş karşıtı olmak düşman olmak demektir.

6 Ağustos 1945 günü Japon halkı için bir dönüm noktası olacaktır. Sabah güneşi yeni umutlar değil büyük bir felaket getirecektir. Keşif uçakları havanın bombalamak için müsait olduğunu “Enola Gay” adlı B–29 uçağına bildirir. Enola Gay’in pilot koltuğunda Paul Tibbets oturmaktadır. Büyük bir soğukkanlılıkla saat sekizi çeyrek geçe “Little Boy” adlı atom bombasını şehrin üzerine bırakır. Elinde balonla sokakta duran bir kız çocuğunun bir anda cesede dönüşmesine şahit oluruz. Gen, etrafındaki duvarlar sayesinden bombadan etkilenmemiştir. Herkesin birer cesede dönüşmesine tanık olan Gen, kendisini bir kâbusun içinde sanır. Özellikle insanların dönüşüm sahneleri kesinlikle mükemmel şekilde çizilmiş. CGI kullanılarak yapılsa bu kadar iyi sonuçlar elde edilemezdi.

barefoot-gen

Bombanın etkisi ile şehir yok olmuş, her yerde yangınlar çıkmıştır. Gen’in tek bir derdi vardır: ailesine ulaşmak. Gen, ailesinin yanın gittiğinde felaket onun için de başlar. Babası, kız ve erkek kardeşi evin enkazın altında sıkışmışlardır. Anneleri onları çıkarmak için çabalasa da başaramaz. Gen, annesi ile onları kurtarmak için elinden geleni yapar lakin büyüyen yangın oradan kaçmazlarsa kendilerini de yakacaktır. “Kurtarın bizi!” diye bağıran erkek kardeşinin sesinin arasından babasını duyar, Gen… “Anneni al. Ona sahip çık. Gidin buradan”. Gen’in hamile annesi ile oradan ayrılmaktan başka şansı yoktur. Annesini çekerek uzaklaştırır. Ailesi gözlerinin önünde yok olmuştur artık ve o hiçbir şey yapamamıştır. Bütün bu felaketten sonra annesinin doğumu başlar. Doktor bulamadıkları için doğumu Gen yapmak zorunda kalır. Evet anlattıklarım belki absürt gelebilir, lakin ailenizden sadece annenizin hayatta kaldığını bütün şehrinizin cesetler ile dolduğunu, acı çığlıklar içerisinde annenizin doğuma başlamış olduğunu düşünün… Gen, yedi yaşlarında bir çocuk olmasına rağmen annesinin yönlendirmeleri ile doğuma yardım eder. İşin en acı tarafı ise bütün bu anlattıklarımın bir anime senaryosu olmasına rağmen benzer olayların gerçekten yaşanmış olması.

Animeyi son derece dramatize edilmiş bulanlar da mutlaka vardır. Ama benim görüşüm bu yapımın tarihteki ki en iyi animelerden biri olduğu.  Bir savaş bırakın animeyi, bir belgeselle bile bu kadar dokunaklı ve açık bir şekilde anlatılamazdı.

yalinayak-gen-bolum-105659323-32-47-744x419

Yalınayak Gen, bize sadece savaş öncesini değil aynı zamanda savaş sonrasını da göstermekte. Yaralı halkın daha büyük bir açlıkla başa çıkmaya çalışmasını, aç kalan bebeklerin ölmüş annelerinin sütünü emmeye uğraşmalarını, askerlerin cesetleri birer çöp torbası gibi kamyonlara yığmalarını ve daha nice acı gerçekleri…

Teknik imkânsızlıklardan dolayı eski animelerde karakterlerin mimikleri genellikle çok doğal olmamaktadır. Ama yalınayak Gen’deki mimiklerin, animenin yapıldığı dönem göz önüne alınırsa son derece başarılı olduğunu söyleyebilirim. Müzikler ise özellikle dram duygusunu daha derinden hissettiriyor. Müziklerin bestecisi Kentaro Haneda. 2007 yılında aramızdan ayrılan müzisyen, The Super Dimension Fortress Macross, Metal Armor Dragonar ve Doraemon: Nobita and the Legend of the Sun King gibi animelerle birlikte oyun müziklerine de imza atmış.

Anime boyunca Gen ile sevinip Gen ile üzülüyoruz. Lakin bombadan sonra Japonya teslim olsa bile savaş bitmiyor ve etkisi yıllarca sürecek radyasyon yıkımlara devam ediyor. İnsanların bir kısmı susuzluktan ölürken bir kısmı da su içtiği için ölüyor. Çünkü radyasyon her şeyi etkilemiş durumda. Gen de radyasyonun etkileri yüzünden saçlarını kaybediyor. Saçlarının dökülmeye başladığını gördüğümüzde Gen’in öleceğini düşünüyoruz. Ama Gen ölmüyor ve ikinci filmde tekrar karsımıza çıkıyor. Animenin kendi içinde bazı eksikleri de tabi ki mevcut. Biraz önce bahsettiğim gibi Gen’in ilk filmde radyasyondan büyük ölçüde etkilenmesi ve dolayısı ile tüm saçlarının dökülerek öleceğinin düşündürülmeye çalışılması ama devam filminde saçları çıkmış bir Gen ile karşılaşmamız. Onun dışında Ryuta isimli tüm ailesi ölmüş bir çocuğun Gen ve annesi tarafından yanlarına alınması her ne kadar etkileyici olsa da Ryuta isimli çocuğun aynı Gen’in ölen kardeşi gibi olması biraz abartı ve gereksizdi.

yalinayak-gen-bolum-200285323-33-53-744x419

Savaştan sonra çalıştıkları işlerde de Gen bizlere hayat dersleri vermeye devam eder. Mesaj nettir: “Ne olursa olsa devam etmelisin!” Yeni doğan kardeşi de ölür, Gen’in. Savaş Gen’den üç kardeşini ve babasını almıştır ama karşılığında aynı kandan olmasa da bir kardeş vermiştir. Bütün zorluklara rağmen hayat mücadelesine devam eden Gen ve Ryuta yeşeren buğday filizlerini görürler. Evet… Artık yeni umutlar yeşermektedir. Gen, tahtadan oyarak yaptığı oyuncak gemiyi ailesi ile birlikte nehre bırakır. Gemi, Gen ve ailesinin umutları ile yola çıkar ve anime başladığı yerde son bulur.

Animenin yönetmeni Yönetmen Mori Masaki, filmde çok başarılı bir iş çıkarmış. Natsu e no tobira (1981), Haguregumo (1982), Toki no tabibito (1986) yönetmenin diğer filmleri. Mori Masaki aynı zamanda birçok mangaya da imza atmış bir mangaka, ressam ve yazar. Ancak 1990’lardan sonra Mori Masaki’nin manga ve animelerine rastlamıyoruz.

İkinci film, ilk filmin devamı şeklinde. Bu kez yönetmen Toshio Hirata. Gen büyümüş, anneleri yaşlanmış ve savaş sonrası hayatta kalma mücadeleleri devam etmekte. Lakin ilk filmin etkisi, ikinci filmde yok. Hatta ilk filme nazaran oldukça sönük kalmış. Kendi içinde değerlendirildiğinde her ne kadar iyi bir film olsa da harika bir ilk filmden sonra hayal kırıklığı yaratıyor.

yalinayak-gen-bolum-105103423-07-35

İkinci filmde atom bombasının etkilerinin devamı anlatılmış. Hastalıktan ölen insanlar dışında açlık hâlâ devam etmektedir. İlk film çok başarılı olunca ikinci filmin çıkması normal olsa da keşke hiç çıkmasaydı diye düşünüyorum. Çünkü ilk filme kesinlikle yakışmayan bir yapım olmuş.

Ateş böceklerinin mezarını severler, eminim bu filme hayran kalacaklardır. Kesin olarak söyleyebilirim ki yapılmış en iyi animelerden. Atom bombasının dehşeti altında büyüyen Gen’in olgunlaşma hikâyesi mutlaka izlenmesi gereken bir anime.

*Bu yazı ortak çalışma yaptığımız www.filmanalizi.com adresinde yayınlanmıştır.




  • Onizuka Sensei

    Atom bombasını ve sonrasını en vurucu şekilde anlatan 2 filmden birisidir benim için.Diğeri de zaten Ateşböceklerinin Mezarı.Bu iki filmi dünyadaki herkese izletmeli ki insan olduğumuzu tekrar hatırlayalım.