2017’de Türkçe’ye Çevrilen Japon Edebiyatı Eserleri-II

8 -Fuminori Nakamura – Hırsız

Çev: Mehmet Gürsel / Doğan Kitap / Temmuz 2017

FuminoriNakamura henüz kırk yaşında, genç bir romancı olmasına rağmen Japonya’nın en önemli edebiyat ödüllerinden bazılarına sahip olmayı başarmış bir isim. ‘Hırsız’ yazarın uluslararası arenada en çok başarı yakalayan kitabı olduğundan Doğan Kitap, keşif odaklı seçimini bundan yana kullanmış. Doğru bir seçim olduğunu da söyleyebiliriz. Evrensel kodların yansıdığı bir edebiyat anlayışının ürünü olan ‘Hırsız’, farklı birçok okur beklentisine karşılık verebilecek nitelikte bir yapıt. Kısa ve sade olması, derin ve sarsıcı bir alt metninin olması eseri benzerlerinden farklı bir yerde konumlandırmamıza sebep oluyor. Polisiye-gerilim türü içerisine sokulan roman, bu türlerden iktidar-özne ilişkisini sıra dışı bir şekilde ele almasıyla, ezen-ezilen ilişkisi üzerinden sert bir sistem eleştirisi sunmasıyla ayrılıyor. Şiddet kitabın genelinde bir karakter gibi dolanıyor. Hatta çok uç bir örnek olmasına rağmen kitabı bitirdiğimde, Sırp yönetmen SrdjanSpasojevic’ınsansasyonel filmi ‘Srpski Film’(Bir Sırp Filmi)’nin bünyemde bıraktığı hisse benzer bir his duyumsadığımı söyleyebilirim. Gözden kaçırılmaması gereken gizli bir değer bu kitap. Umarız Nakamura’nın diğer yapıtlarını da kısa zaman içinde Türkçede görebiliriz.

9 – Jun’ichiroTanizaki – Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın

Çev: Sinan Ceylan / Jaguar Yayınları / Ağustos 2017

Senenin en güzel üç sürprizinden ilki Ağustos’ta yaşandı ve Tanizaki’den yeni bir kitap yayımlandı. (Diğer sürprizler Mişima’dan ‘Altın Köşk Tapınağı’ ve KoboAbe’den ‘Kanguru Defteri’ olacak.) Tanizaki’nin 1936’da yazmış olduğu ‘uzun öykü’ niteliğindeki bu eser, tam anlamıyla Tanizaki sadeliğini yansıtan, naif ve zamansız bir hikâye anlatıyor. Senenin en çok sevilen kitaplarından bir tanesi olmayı başaran bu minik kitap, nimetimiz Jaguar Yayınları’nın olağanüstü güzel tasarımı ve basımıyla daha da güzelleşti. Bir kedi üzerinden Japon aile hayatına bakış atarken, bir yandan da bireylerin ilişkilerini yaşarken idareyi zaaflarının eline ne kadar çok verdiğini ve kendilerini maskelediklerini görüyoruz. Çevirmen koltuğunda Sinan Ceylan oturuyor. Bu kitap, kendisinin yayımlanmış ilk çevirisi olmasına rağmen;dil olarak Tanizaki’nin diğer usta çevirmenlerin elinden çıkmış kitaplarından bir farkı olmadığını söyleyebiliriz. Bir akşamınızı, bu sıcacık ve ironik öyküye ayırmanızı tavsiye ederim.

Not: ‘Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın’ Sabit Fikir’in yaptığı ‘Yılın en iyi 50 eseri’ listesinde 34. sırada yer aldı.

10 -Haruki Murakami – Fırın Saldırısı

Çev: Ali Volkan Erdemir / Doğan Kitap / Eylül 2017

Son beş senedir, her sene illa ki bir tane, şanslıysak, yeni iki tane HarukiMurakami çevirisi okuyoruz. Bu sene de şanslı senelerden biri oldu ve Mayıs’ta yayımlanan ‘Karanlıktan Sonra’ya ek olarak Eylül’de de ‘Fırın Saldırısı’ yayımlandı. ‘Fırın Saldırısı’da tıpkı türdeşleri ‘Uyku’ ve ‘Tuhaf Kütüphane’ gibi Murakami’nin 2005’de yayımladığı öykü toplaması ‘TheElephantVanishes’ kitabında bulunan öykülerden biri. Doğan Kitap bunları ayrı ayrı, Kat Menschikillüstrasyonlarıyla, özel baskılar halinde yayımlamayı tercih ediyor. Bu da o serinin üçüncü kitabı olarak raflarda yerini almış durumda. Şahsen en sevdiğim Murakami öyküsü olmaya aday ‘Fırın Saldırısı’ hayatın ciddiye almak için fazla ciddiyetsiz olduğunu çok güzel gözler önüne seren Murakamivari bir öykü anlatıyor.

11 -Yukio Mishima – Altın Köşk Tapınağı

Çev: Ali Volkan Erdemir / Can Yayınları / Ekim 2017

‘Altın Köşk Tapınağı’nın yayımlanışı, yılın en büyük sürprizi olduğu gibi, aynı zamanda yılın en önemli edebiyat olaylarından biri olarak tarihe geçti. Yalnız Japon edebiyatı özelinde değil, genel olarak büyük bir sevinçle karşılandı. Zira Mishima 20.yy’ın en önemli yazarından bir tanesi olarak görülmekte ve her sene değeri biraz daha anlaşılmaktadır. Yazdığı her şeye karşı büyük bir açlık duyuluyor. Ancak uzun süredir Türkçede yeni bir Mishima okuma fırsatına sahip olamamıştık, Ali Volkan Erdemir çevirisi ile gelen ‘Altın Köşk Tapınağı’ senenin en doyurucu romanı oldu. 1950 senesinde Kyoto’da yaşanan bir olayı, kendi süzgecinden geçirerek kurmaca haline getiren Mishima’nın, bu romanında ‘Bir Maskenin İtirafları’, ‘Şölenden Sonra’ gibi ilk dönem romanlarında görülen, karakterlerin içine düştüğü psikolojik girdapları daha girift bir şekilde işlediğini görüyoruz. Yazarınnev-i şahsına münhanır karakterlerine ‘Altın Köşk Tapınağı’ndaki Mizoguchi’yi de ekliyoruz. Özellikle bütüncül okumaya uygun yazarlardan biri olan Mishima’nın her romanı, kendi fikri ve biçeminin ne şekilde evrildiğine dair ışık tutması açısından son derece önem arz eder. O bakımdan ‘Altın Köşk Tapınağı’ çok büyük bir eksiği kapatmış oldu, umarız diğer romanları için de çok beklemek zorunda kalmayız ve Can Yayınları yakın zamanda yeni sürprizler yapar.

Not: ‘Altın Köşk Tapınağı’ Sabit Fikir’in yaptığı ‘Yılın en iyi 50 eseri’ listesinde 27. sırada yer aldı.

12 –  Kazuaki Takano – Bir Aklın Savaşı

Çev: Perihan Sevde Nacak / Portakal Kitap / Ekim 2017

KazuakiTakano yine Türkçede ilk kez okuduğumuz isimlerden biri. Japonya’da oldukça popüler olan Takano, yazdığı gizem-aksiyon-korku-gerilim türündeki eserleriyle adından oldukça fazla bahsettirdiği gibi türün ülkesindeki hamilerinden biri sayılıyor. İngilizceye de ilk çevrilen eseri olma özelliğini taşıyan ‘Bir Aklın Savaşı’ aynı zamanda yazara Futaro Ödülü’nü de getirdi veNaoki Ödülleri’nde de finale kalan iki eserden biriydi. Daha önce Aya Kito’nun günlüğünü bizimle buluşturan Portakal Yayınları, Japon edebiyatı yayınlarının bir kitapla sınırlı kalmayacağını göstererek bizi oldukça mutlu etti. Yeni yıl da bu atılımları katlanarak çoğalır umarız. Evrensel bir yıkımın eşiğine gelen dünyanın içinde geçen, bir mücadele ve gizem romanı olan ‘Bir Aklın Savaşı’, değişen yeni dünyadaki siber problemlerini de bir kıyamet senaryosu içerisinde zekice işlemesiyle fark yaratıyor. Türün meraklılarının gözden kaçırmamasını öneririm.

13 – Kobo Abe – Kanguru Defteri

Çev: Aydın Özbek / Monokl Yayınları / Kasım 2017

2017’nin en büyük üç sürprizinden sonuncusu da şüphesiz ki ‘Kanguru Defteri’ oldu. Monokl Yayınları,KoboAbe konusunda büyük bir atılım gerçekleştirerek, 2017 içerisinde yazarın daha önce Merkez Kitap tarafından basılmış ancak baskısı bulunamayan başyapıtı ‘Kumların Kadını’ ile birlikte daha önce Türkçede hiç basılmamış, Abe’nin son romanı olma özelliğini de taşıyan ‘Kanguru Defteri’ni bastı. Yayınevi ile görüşmelerimden de Abe konusundaki bu gelişmelerin bunlarla sınırlı kalmayacağını ve 2018’de de devam edeceğinin müjdesini verebilirim. Bu gelişmelerle, Japon edebiyatı konusunda,YasunariKawabata ile birlikte Türk yayıncılık sektörünün büyük ayıplarından biri olan KoboAbe külliyatı, yavaş yavaş tamamlanacak gibi duruyor. ‘Kanguru Defteri’ ise sürreal, saykodelik bir dünyanın kapılarını açıyor bize. ‘Kutu Adam’dan aşina olduğumuz KoboAbe’nin kalemini görüyoruz. Yoğun, renkli ve imgelerin dans ettiği benzersiz bir yapıt. Orijinali 1991 senesinde yayımlanan ‘Kanguru Defteri’ kurduğu metaforları bir anafor haline getirip, okuyucusunu içine katıp, aklın almadığı bir dünyanın içine çekiyor. Tartışmasız senenin en özgün ve ayrıksı yapıtı olarak yayımlar içerisinde elmas gibi parlıyor. Olağanüstü baskısı ve tasarımı ile Aydın Özbek’in Japonca aslından yaptığı, emek harcanmış çevirisi de bu güzelliğin cabası.

Not: ‘Kanguru Defteri’ Sabit Fikir yaptığı ‘yılın en iyi 50 eseri’ listesinde 35. sırada yer aldı.

14 – Natsume Soseki – Sanşiro

Çev: Alper Kaan Bilir / Maya Kitap / Kasım 2017

Yılın son bombası Maya Kitap’tan geliyor ve Japon edebiyatının pirlerinden biri sayılan, Meiji Dönemi yazarlarının en önemlisi olan NatsumeSoseki’nin 1908’de tefrika olarak yayımladığı Sanşiro isimli romanı raflarda yerini alıyor. HarukiMurakami’nin ‘En sevdiğim romanlardan biri’ diyerek lansettiği‘Sanşiro’,Soseki’nin daha önce okuduğumuz ‘Gönül’ ve ‘Küçük Bey’ romanlarından alışık olduğumuz yapıyı taşıyor. Merkezde bir bireyin kişiselöyküsünü anlatırken; arka planda dönemin dinamiklerini de gözler önüne seriyor. Henüz 23 yaşında olan karakterimiz Sanşiro yaşadığı Japon kırsalından ayrılıyor ve eğitim amaçlı Tokyo’ya geliyor. Tahmin edileceği gibi bu sürecin bazı sancıları oluyor ve karakterimiz bir yığın çatışma ile savaşmak durumunda kalıyor. Tüm bu çatışmaları mizahi bir dille, zekice örülmüş bir anlatı ile aktaran Soseki, diğer yandan dönemin sosyal ve kültürel yapısının analizini yapıp, eleştiri getiriyor. Hayatı boyunca Meiji Restorasyonlarının olumlu yanları kadar negatif yanlarını da eserlerinde yansıtmaya çalışan, karakter özelinde romantik ancak genel anlamda realist bir tablo çizen Soseki, burada da en iyi bildiği şeyden vazgeçmiyor ve ortaya enfes bir roman çıkarıyor. Romanın çeviri koltuğunda Alper Kaan Bilir’i görüyoruz, 272 sayfalık roman boyunca çevirmen bizi duru aktarımı ile kitaba bağlıyor. Japonya’nın tarihsel gelişimine ve günümüzde pek konu edilmeyen bir dönemin içine bakabilmek adına altın değerinde bir roman, kayıtsız kalmamanızı tavsiye ediyorum.

*Bu yazı YATTAA* dergisinin 22.sayısında yayınlanmıştır.




Translate »