100 Yenlik Aşk

Dram filmlerinde oldukça sık rastladığımız izleyenlere umut ve enerji aşılayan bir yeniden diriliş öyküsü Hyakuen no Koi (100 Yenlik Aşk).  Shin Adachi’nin kaleme aldığı, 39. Japonya Akademi Ödüllerine layık görülen senaryo, yönetmen koltuğundaki Masaharu Take tarafından büyük bir ustalıkla beyaz perdeye taşınmıştır. Filmin yıldızı 1986 doğumlu genç oyuncu Sakura Ando. Filmin sıradan öyküsüne karşın ona çok fazla sorumluluk yüklenmiş ve Ando bu işin altından büyük bir başarıyla kalkmıştır. Performans ödülüne layık görüldüğü bu filmde canlandırdığı karakter dolayısıyla, onu güç ve efora dayalı sahnelerde oldukça uzun süreler izleyeceksiniz. Filmin bel kemeği.

Kirli, pasaklı, dağınık Ichiko. Kendini kapatmış, çevresiyle iletişimini en aza indirmiş, depresyonda bir kadın.Ailesi ve boşanarak onların yanına taşınan kız kardeşiyle birlikte yaşayan ve ev içinde herhangi bir sorumluluk taşımayan. Onu biraz bu şekilde izledikten sonra aklınıza “Hikikomori” gelecek. Bir tür depresyon olarak görebileceğimiz kendini hapsetme, sosyal hayattan uzaklaşıp içine kapanma, günlük yaşamda fiziki ihtiyaçları karşılamada güçlük çekerek yaşamaya devam etme durumlarını içinde barındıran bir hastalık. Toplumun sizden beklediklerini onlara sunamayan, okulda dışlanan, iş hayatına atılamayan, kendi ayakları üzerinde duramayan gençlerin içine girdiği çıkmaz sokak aslında. Bu ruh haliyle yaşamaya çalışan Ichiko’yu izlerken, başlarda zihinsel yetersizliği olan birey olarak tanımladığım karakter, hantal yürüyüşleri, saçlarının sürekli yüzüne gelmesi, sırtını kaşıyıp durması, kabalığı, göbeğini kaşıyıp yemek yemesi, yiğeninin yanında sigara içip alkol alması ve bakışları gerçekten beni sinir etmeyi başardı. Bu da Ando’nun başarısıdır. Aile de artık duruma ciddi anlamda tepki göstermeye başlar, kardeşi Fumiko’yla yaşadığı ateşli bir kavganın ardından da Ichiko evi terk eder . Annesi kızı evden göndermiş gibi görünse de aslında annenin bunu yapması gerekiyordu bir yerde. Kızını kendi ayakları üzerinde durması için teşvik ettiğini düşünüyorum.  Ne alırsan yüz yen olan bir dükkanda kasiyer olarak çalışmaya başlar. Yaşı kendisinden büyük, boşanmış ve çok konuşan tuhaf bir iş arkadaşı başına bela olur. Onun aklında ise dükkanlarından muz alan ve daha öncesinde birkaç kez antrenman yaparken izlediği Yuji vardır. Ichiko’yu ve askıntı iş arkadaşını son maçına davet eden Yuji de bizim kızdan hoşlanır aslında. Hayatının bir köşesinde her zaman boks olan bu genç kadın o maç sonunda dövüşmeye karar verir aslında. Rakiplerin kimin kazandığı önemli olmaksızın birbirlerine sarılıp omuzlarına dokunmalarından etkilendiği gözlerinden okunur.

Acı bir tecavüz sahnesine tanık oluyoruz. Ichiko’yu anlayıp kabul ettiğiniz taktirde filmin tek itici ve rahatsız edici kısmındayız artık. Karakterimizin bu olay karşında takındığı tavır ve tutum da oldukça güçlü. Bir de ilk olduğunu düşünürsek…

Yuji ile birlikte yaşamaya başlaması Ichiko’yu daha da kadınsılaştırır gözümüzde. Onun merhametini, sevmeye ve sevilmeye ne kadar açık olduğunu, iletişim kurmaya olumlu baktığını görebiliriz. Ortak yaşam sonucu paylaşımlar artar ve bu da aralarındaki ilişki için yeni adımlar demektir.  Ancak uzun sürmez ve Ichiko hayal kırıklığı yaşar. İşte burası filmin kırılma noktası. Savaşmaya karar verir Ichiko. Bir süredir uğraştığı boks sporuna dört elle sarılır ve hareketleri keskinleşir, oturur, sertleşir. Kendine olan saygısı artar ve öz güveni tazelenir. Herşeyden önce kendini iyi hisseder. Boks onun için bir kalkan görevi görür. Zihnini, ruhunu, sağlığını bu şekilde koruyabileceğini keşfeder.

Ailesi ondan yardım istediğinde, onların karşına kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olarak çıkar. Babanın kızıyla ne kadar gurur duyduğu gözlerinden belli olur. O eski tartışmalar sanki hiç yaşanmadı. Kişi kendine kendini ispatladığı anda diğer insanları affetmek çok daha kolay oluyor sanırım.

Sonunda yüz yenlik kızımız ilk resmi karşılaşmasına çıkar. Maç boyunca sergilenen oyunculuk gerçek ringleri aratmayacak türden. Oyuncuların her vuruşunu en can alıcı noktalardan yakalayan kameralarsa sizi alıp boks maçlarında birer seyirci koltuğuna yerleştiriyor. Hiç vazgeçmeyen Ichiko çok çabalasa da mağlup ayrlan taraf oluyor. Sanki onun için önemli olan kazansa da kaybetse de diğer oyuncunun boynuna sarılıp, omzuna dokunmaktı. Oyunda karşı taraf düşmanın. Oyun sonunda ise senin gibi biri. Biz de öyle yapmıyor muyuz? Toplumsal rollerimiz neyi gerektiriyorsa onu yapıyoruz. Bütün çatışmalar roller yüzünden. Bazen sadece sarılmak ve kucaklamak için oynamak lazım.

*Bu yazı Japon Sineması E-dergisinin 20.sayısında yayınlanmıştır.




Translate »